Analiz: Son Bölümü Niçin Yönetemedik?
Ambro 23 tarafından yazıldı.    Salı, 20 Nisan 2010 08:12   

AC Milan için 2009/2010 sezonu artık tamamlanmak üzere. Son 4 haftasına girdiğimiz Serie A'da büyük bir sürpriz olmaz ve Roma istikrar gösterebilirse uzun süre sonra Inter hegamonyasına son verilmiş olunacak. İstikrar gösterebilmek her ligde olduğu gibi Serie A'da da şampiyonluğun en önemli etmenidir.

 

İstikrar sadece bol gol ile bol çalım ile göze hoş gelen futbol ile gösterilemez. Aksine kötü oynarken de kazanabilmeyi, eksikler olsa da 3 puanı kopartabilmeyi ve her maçı bir şekilde koparma bilinci ile açıklanabilir. Günümüz futbolunda romantikler hala total futbol ninnileri ile kendilerini eğlendirmeye devam etseler de, reel olan şey futbolun artık açık alanlarda oynanmadığı ve eskiye oranla çok fazla fizik güç istediğidir. Avrupa Şampiyonlar Ligi'ni başka bir kulvar olarak görmemiz gerekiyor ve asla bir model olarak genellenemez. Ulusal liglerde takımlar arası ekonomik dengelerin bu kadar uçurumlarda olduğu düşünülürse, bir tarafta kalite faktörü ile sermayesinin rahatlığı ile mücadele eden takımların, diğer tarafta da devamlı sponsor kaçırma tehlikesi yaşayan, hatta sponsor ve gelir bulamayan, ligde para ile değil takım hırs ve motivasyonu ile tutunmaya çalışan takımların olması kaçınılmaz durumdadır. Günümüz futbolu denen şey zaten her ligde 2 en fazla 3 takım arasında gidip gelen bir organizasyondur. Kapalı devre sistemdir.

 

Yazımızın başında istikrar faktöründen bahsetmiştik. AC Milan özelinde düşünürsek bu sene diğer yıllara nazaran bir nebze düzelttiğimiz bir konu oldu istikrar. Ancak teknik direktörümüz Leonardo'nun açıklamasında olduğu gibi son bölümü yönetemedik. Göğüsleyemedik. Lige yapısal değişiklikler ve adaptasyon sorunları ile başladığımız biliniyordu. Leonardo neredeyse 9. 10. haftalarda ancak takımın kondüsyon düzeyinin oturduğunu ilk haftalarda hala temel antremanları bitiremediğimizi belirtmişti önceki açıklamalarının birinde. Gerçektende fiyasko olarak geçen ve takımın fiziksel ve mental düzeyini olumsuz yönde etkileyen sıkıştırılmış yaz programı, alınan peşi sıra mağlubiyetlerden sonra takımımız "takım olma" yolunda önemli adımlar atmıştır. Carlo Ancelotti'nin bıraktığı miras pek de parlak değildi. Oturmamış bekler, problemli bir kale, motivasyonunu yitirmiş bir ortasaha... Ofansif gücün zayıflığı... En önemlisi de oyuncularımızdaki "bizden geçti artık" havası ve akılların İngiltere'ye transferlerde olması... Leonardo işte bu miras üzerinde takımı toparlamıştır. Kolay değildir. Ancelotti'nin Kaka var diye adeta üvey evlat muamelesi yaptığı Ronaldinho yeniden kimliğini bulmuş ve Serie A'ya damgasını vurmuştur. Sakatlıklara da bağlı bitik durumda gözüken Marco Borriello Genoa günlerine geri dönmüş ve kaliteli bir golcü olduğunu bu takımda yeniden hatırlamıştır. Ignazio Abate ve Luca Antonini gibi altyapımızdan yetişmiş iki genç isim ilk 11'e yerleştirilmiştir. Flamini, Nesta, Silva gibi oyuncularımız bu ekipte sinerji yaratmışlar ve görev aldıklarında ellerinden gelenin en iyisini vermeye çalışmışlardır. Bunlar Leonardo'nun kısa zamanda yeniden kurduğu işlerdir. Miras konduğu değil, yeniden kurduğu, yarattığı...

 

Ligin ikinci yarısına olumlu sonuçlarla giriş yapan takımımız sonrasında kağıtüstünde favori olduğumuz pek çok maçta kritik puan kayıpları yapmaya başlamıştır. İkinci yarıya baktığımızda Milan-Livorno, Bologna-Milan, Roma-Milan, Milan-Napoli, Parma-Milan, Milan-Lazio, Milan-Catania ve son olarak da Sampdoria-Milan maçları ile adeta şampiyonluk bırakılmıştır. Milan bu maçların neredeyse %80'inde kötü oynamamıştır. Hatta maçları büyük oranda domine etmiş pek çok gol de kaçırmıştır. Peki o zaman niçin maçlarda puan kayıpları olmuştur? Buna verilecek ilk yanıt bitmeyen ve yenileri türeyen sakatlıklardır... Mesela Lazio maçında Abbiati, Bonera, Onyewu, Nesta, Kaladze, Beckham, Pirlo, Ronaldinho, Pato, Mancini ve Huntelaar sakatlığa veya cezasına bağlı görev alamamıştır. Resmen ilk 11 çıkartabiliyoruz. Olağanüstü bir durumdur bu. Bu derece eksikle kim galibiyet veya istikrar bekleyebilir takımdan?

 

Takımın en önemli iki kaybı Nesta ve Pato'dur. Abartısız söyleyebiliriz ki, takımın %45-50'si demektir bu iki eksik. Nesta'nın da Pato'nun da bu takımda alternatifi yoktur ve takımımızın en formda, en değerli iki ismidir... Eksiklikleri Manchester maçı dahil olmak üzere ligde yaşanan kayıplarda çok etkili olmuştur. Nesta'nın yerini doldurma umudu ile görev alan Bonera ve Favalli trajik hatalarla savunma disiplinimizi altüst etmişlerdir. Thiago Silva yalnız kalmış, hatalar zincirini yönetememiş ve yıpranmıştır... Pato'nun yokluğunda ve Beckham'ın eksikliğinde ne Ignazio Abate ne de Amantino Mancini bu önemli boşluğu doldurabilmiştir. Hücum gücümüz büyük oranda kırılmış, gol umudumuz Ronaldinho'nun gününde olup olmamasına veya Pirlo'nun isabetli ortalarına kalmıştır.

 

Sorunlarımızdan bir diğeri sene başından bu yana oturamamış sağ ve sol beklerimizdir. Zambrotta/Antonini hatta Jankulovski eklemesi ile bu 3'lünün sık sık değişmesi. Sağ tarafta ise savunma yönü çok az olan tipik 4-4-2 sisteminin kanat oyuncusu olan Abate, hücum yönü hiç olmayan, savunma yönünde de fiziken ve oynamamasına bağlı düşüşte olan Oddo ve bazen de Zambrotta denemeleri ile maçları geçirdik. Ancak yenilen gollerimizde beklerimizin rakibi kesmekte çok zayıf kaldığını stoperlerimizle uyum içinde olamadıklarını gördük.

 

Sorunlarımızdan bir diğeri de ortasaha direncimizin düşüklüğü oldu. Sene başından bu yana kafasını gerçek anlamda maçlara veremeyen Gattuso, son yıllardaki dağınıklığı büyük tepki çeken ve 90 dakika mücadele edemeyen Pirlo, bu sene yeterince sorumluluk almayan kaptan Ambrosini, istikrar problemleri yaşayan ve yine 90 dakika kaldıramayan Seedorf'a teslim edilmiş ortasahamız neredeyse her maç problemler yaşadı. Hızlı oynadığımız ve rakibin kapanarak alan verdiği maçlarda oyuncularımızın tecrübeleri ile işleri kotardıklarını gördük. Ancak dirençli takımlar karşısında kağıt gibi ortasahanın yırtıldığını da yaşadık. Olumlu gözüken Flamini'nin oynadığı maçlarda arzulu futbolu ve sahayı iki yönü ile kullanma çabasıydı. Ancak bu zafiyetleri taşıyan ortasaha kurgusunda onunda çabası iyi niyetten öteye geçemedi.

 

Milan'ın sezon boyunca yaşadığı sorunlar sadece mevkiler ve oyuncuların form durumları ile de açıklanamaz. Silvio Berlusconi'nin uzaktan kumandalı yönetim anlayışı teknik ekibin havasını ligin en önemli virajında kaçırdı. Bu çok büyük bir yanlıştı. Şampiyonluk potasında bir takımın hocası ile yaşanan ve önümüzdeki yıllarda daha da net olarak ortaya çıkacağını düşündüğüm pekçok münakaşa ve polemik ile Leonardo'nun diken üstünde kalması sağlandı. Mancini transferi ile sanki bir bombardıman başlamış oldu. Bu takıma da zarar verdi. Her basın açıklamasında Berlusconi ile arasındaki polemikleri yanıtlamak zorunda kalan Leonardo, eldeki malzeminin de yetersizliği ile kendini bir türlü takıma teknik ve taktik açıdan verememeye başladı. İşleri yönetmesi gereken ve güven ortamı yaratması gereken Galliani ise eksik kaldı. Sene başında planlamış olduğu ilk 3'te yer almak hedefi tutturulunca belki de rahatladı yönetim ve keyfi davranmaya başladı. Ama diğer tarafta şampiyonluğa inanmaya başlayan taraftar ve teknik ekip için bu durum katlanılamaz hale geldi. Taraftar geçen yıla oranla bu sene takıma belli ölçüde küstü. Yine pek çok maçımız 30-35 binlere oynanırken geçen yılki oranların yanında bu rakamlar az kaldı. Stadı doldurmamaya başlayan taraftar deplasmanlarda iyi bir performans sergiledi. Bu da taraftarın aslında bu renklerin peşinde olduğunun ama yönetimle aralarının iyi olmadığının bir kanıtı olarak yorumlanabilir. Sezon başındaki Kaka protestoları ve Maldini olayının etkisi San Siro'nun atmosferini bozmuş durumda...

 

Milan çok büyük bir kulüp, çok büyük bir camiadır. Kötü geçen sezonlar bunu engelleyemez. Geleceğe yönelik planlamalar şimdiden başlamış durumdadır. Bir geçiş dönemi yaşanmaktadır. Primavera takımının başarılı olması geleceğe umutla bakmamızı sağlamalıdır. Büyük başarılar doğru analiz, doğru müdahele ve sabırla gelecektir. Biz uzun süredir doğru analiz yapıyoruz taraftar olarak... Artık doğru müdaheleleri yapması gereken yönetimdedir sorumluluk...