|
Merhabalar sevgili ACM-TR okurları,
Juventus zaferimizin ardından sezonun ilk yarısını resmi olarak bitirmiş olduk. Sezonun ilk yarısını takımımız için ikiye bölmek gerekiyor. İlk 8 hafta ve sonraki 11 hafta... Önce ilk haftalara bakalım...
Siena maçı yeni hocamız Leonardo'lu yeni Milan için aslında erken bir karşılaşmaydı. Takım enkaz gibi geçmiş bir yaz hazırlık kampını geride bırakmıştı. Elde olan tek başarı Trofeo Berlusconi zaferiydi. O da oldukça zor kazanılmıştı. Üst düzey takımlarla farklı kıtalarda kısa aralıklarla oynamak henüz önceki sezonun yorgunluğunu atamamış ve çeşitli transfer spekülasyonları ile uğraşmış ekibimiz için oldukça zorlayıcı olmuştu. Bu dönemin bir hata olduğu yönetimimizce sonradan itiraf da edilmiştir. Bu doğrultuda takımın performansı ve oyuncuların sağlık durumunun etkilenmemesi açısından alışageldiğimiz ama son derece verimsiz geçen Ortadoğu-Arap Yarımadası kampımız bu sene organize edilmemiştir. Ekibimiz altyapısı ile yeni oyuncuları ile Milanello'da ve Milan Lab'de çeşitli testlere tabi tutularak fiziksel yükleme konusuna ağırlık verilecek. Konumuza dönersek Siena maçını izleyen dönemde Inter derbysi oldukça keyifsiz bir skorla sonuçlandı. Ne Inter o skoru alacak güçte bir ekipti, ne de Milan o kadar kötü bir kadroya sahipti. Ancak o dönem itibari ile 4 gollü kötü bir yenilgi alındı. Sonraki 6 hafta Avrupa'da kıpırtılar olsa da lig açısından kötü sonuçlarla devam etti diyebiliriz. Ta ki 8.haftadaki AS Roma maçımıza kadar.
Roma maçı ile birlikte yıldız oyuncularımızın formunu bulmaya başlaması, suskun golcülerimizin kimliklerini hatırlamaları ile takımda ofansif anlamda bir sıçrama yaşandı. Ayrıca Storari'nin sakatlığı sonrasında kale benden sorulur diyen Nelson Dida'nın yükselen performansı ile 16. Haftadaki sürpriz Palermo yenilgisine kadar tam 8 hafta ekibimiz mağlubiyet görmedi ve aradaki Napoli beraberliğini (oldukça haksız bir puan kaybıdır) saymazsak seri galibiyetlerini sürdürdü. Leonardo bu esnada kendini ve takımı daha iyi tanıdı. Takımın isteyince kanatlardan oynayabileceğini, öndeki 4'lünün bozulmaması gerektiğini keşfetti. Bu takıma bol gol ve baskın bir oyun tarzı olarak geri döndü. İyi de oldu. İtalya'nın an itibarı ile en ofansif ekiplerinden birine sahibiz. Brezilya 82 idealini adım adım gerçekleştirmeye başladığını görüyoruz Leonardo'nun. Bu sezonun bir diğer artısı son 2 yılda olduğu gibi sakatlıklarla çok az boğuşmamız. Gereksiz hazırlık maçları yapılmayacağına göre bu konuda biraz daha rahat olabiliriz.
Şimdi önümüzde ihmal ettiğimiz bir Coppa Italia macerası kısa bir süre sonra da Siena ve Inter maçlarımız bulunuyor. Inter derbisine kadar kayıpsız gitmemiz zorunlu. Ancak o şekilde final havasında ve ligin kaderini etkileyecek bir derbye çıkmış oluruz. Fiorentina erteleme maçımız ise dengeleri yerli yerine oturtacak türden bir anlam içeriyor...
Inter'in büyük ihtimalle Chelsea'ye eleneceği ve ekibimizin de Manchester United'ı bir şekilde eleyeceğini düşünürsek ikinci yarı 3 kulvarda zorlu bir koşturmaca içinde olacağız. İşte o zaman kadro derinliğine mecbur ihtiyaç duyacağız... Ocak döneminde Beckham ve Adiyiah hamleleri dışında ilk 11'e doğrudan koyabileceğimiz kalitede bir sol bek ve ortasaha oyuncusu almamız kesinlikle başımızı ağrıtmayacaktır bu uzun macerada.
 |