|
Merhabalar,
Müziği eşliğinde; soyunma odaları, saha şovları, koridorlarda umursamaz tavırla yürüyen oyuncular ve yanlarında- onlara bir şeyler anlatma çabası olan teknik heyet üyeleri. Dahası takımların sahaya yayılışlarını anlatan ve ortadan dışbükey (konveks) Şampiyonlar Ligi grafikleri. Hele ki orta-sağ ı parlayan AC Milan amblemi. İştah açıcı, cezbedici hatta insan ruhunu okşar nitelikte gurur verici bir görüntü…
120 yıllık tarihimizde evimizde oynadığımız maçlarda 1 gol dahi yememişiz United’dan. Eh böyle olunca kazanmış oldukları bir maçta olamıyor. Bu verileri ayrı ayrı düşünmek gerekir. “Büyük kulüple”, “dünün takımları” arasındaki fark böyle pek bilinmeyen ayrıntılarda ortaya çıkar. Bazı takımlar bugünleri kadar geçmişleriyle de övünebilirler.
Sir’in Milan’ı bayadır incelediğini biliyoruz. Eşleşmeler yapıldığında sıkıntılı bir dönemdelerdi ve Milan doludizgin gidiyordu. Günümüze döndüğümüzde gerçekçi olmak gerekirse rüzgar biraz tersten esmekte. 1,5 ay gibi kısa bir sürede aramızdaki pozitif fark negatife dönüşmüştü. Tabi ki Milan bu handikapı Avrupa tecrübesi ve özgüveniyle çok rahat aştı.
Leonardo sahaya 4-3-3 taktiğini değiştirmeden çıkarken, Sir 4-5-1'de 3 ileri-geri ortasaha ve ileri hızlı uzayabilecek kanatlar olarak şekil aldı. Defansif bir taktikle, ileride oynamaya başladılar bile diyebiliriz. İlk golde hemen hemen bunları zikrederken gelir. Dakika 3'te. Duran top organizasyonu ve Evra’nın topu anlamsızca uzaklaştırma çabası sonucu Dinho’nun önüne düşen top. Dinho vole vurdu ve defansa da çarpan top Van der Sar ile farklı köşelere gitti.
Sir San Siro’da gol atmak istiyormuş. 1-0'ın hemen ardından mevkilerinin aralarını genişleterek ileri çıkmaya başladı. United’in da maç boyunca tam olarak beceremediği bu mevkilerin arasını açtığında ortasaha bölgesinde top çevirmek oldu. Pato sağ, Dinho’nun soldan geriye doğru presleri ile kanatları tıkanan United’in oyunu ortaya çevirmesi işimize yaradı. Özellikle JS Park’ın kanadından ortaya-Scholes’a atılan isabetsiz paslar ön plana çıktılar. O bölgede mikro avantaj bölgesi yaratmıştık. Ele geçirilen her topu ileri sürebileceğimiz.
Düzenli ataklarımız ise beklendiği üzere soldan, başrolde Dinho, gerisinden gelen Antonini ve ortasahadan top taşıma göreviyle Ambro’da idi. Antonini 10. dakikada kanattan yardığı defansı peşine takarak altıpasta gol bile kaçırmıştı. Antonini ileri çıktığında Silva sol geriye yanaştı genelde. Silva’nın sıklıkla hücuma katıldığını ve top kaybı yapmadan 2-3 kişiyi oyundan düşürdüğü birkaç sahneyi saymadan geçmemeliyim.
United’in sağ kanatları Nani ile sahamıza yerleşip gol aradı uzunca bir süre. Ambro ile Antonini çok organize ve kademeli şekilde perdeledi o bölgeyi. Perde olarak bakıldığında güzel de defans yaptığımız söylenebilir. Nani’nin İtalyan futbolu ile tanışması ve oyundan yılması çok zaman almadı. Genel etkinliği taç çizgisine yakın bölgelerden ve çok yüksekten geçen ortalar oldu. Halbuki Udinese maçını izleseydi cezasahası ön köşesine sokulup altıpasa kavisli orta denerdi. Sir gözden kaçırmış yahut uygulayamamış.
18. dakikada Mikro bölgeden aldığı bir topla hızla ilerleyen R’dinho Ferdinand ve kaleci ile baş başa kaldı. Hakem Ferdinand’ın Dinho’yu düşürmesini faul olarak saymadı. Tekrarlara bakıldığında bariz bir çelme var ve Ferdinand son adam. Maçın kaderini değiştirebilecek bir hata. Hatta rövanş maçının bile. Halihazırda United defansının tek dayanağı Ferdinand. Onun kalitesinde veya onun yanına yaklaşabilecek bir alternatif yok. Ki United’in defansının aciz olduğu bir konuyla örnekleme yapayım, cezasahasına gelen çoğu topu uzaklaştıramadılar. Sadece 2-3 metre dışarıya gönderebildiler. Dönen toplarla da çok büyük avantajlar yakalayıp yararlanamadığımız söylenmeli.
Antonini oyun alanı sırasında tedavi olurken United’in bir baskınına denk geldik. Fletcher sağdan bindirdi. Silva yaklaştı ancak eksik oyuncu kademe hatasına yol açmıştı. Orta geldi Scholes sağ ayağını savurdu. Nesta da ona göre hamle yaptı. Futbol tanrılarının isteği United’in ilk golünün absürd olmasıymış ki, sağ ayakla ıskalanan top sol kaval kemiğinden sekti döne döne kaleye yol aldı. Direğe vurdu ve skor oldu.
Antonini de ise çıkış o çıkış. Bir daha girmedi. Favalli girdi. Skor 1-1 olmuşken Favalli’nin oyuna girmesi bir takım için elenme sebebi olabilir. Ve sol kanat işlerliğini bitirdi. Sağda Bonera zaten hücuma büyük destekler vermiyordu. Burada çok önemli bir parantez vardır. “Milan demek işler bek demektir. Milan büyük maçları bekleri ile kazanır. Uluslar arası turnuvalarda bekleri ile rakiplerini şaşırtır.” Çok uzak değil yakın tarihimizde bile büyük başarılar böyle gelmiştir. Maldini, Cafu, Serginho, sonralarında nispeten Oddo ve Jankulovski. Eğer Milan’ın bekleri kesilirse çok çok zorlanır.
Favalli’nin girmesiyle R’dinho büyük ölçüde bitti. Geriden gelen yardımlar azaldı. Paslaşacak oyuncu azaldı ve en önemlisi rakip takımın tüm sol kulvarını karşısında gördü. Aradan fırlayarak kaçan bir bek Dinho’nun önündeki 1-2 oyuncuyu bozuyordu. United’da biliyordu ki o kaçan beki şimdi tutamazsa az sonra altıpasta görecek.
Atak organizasyonlarımızda Pirlo’yu çok bozdular. Sürekli presle etkili olmasına izin vermediler. Ancak yorulana kadar defansif anlamda iyi kademeler yaptı. Ambro ile etkili bir pas trafiğinde bulundu. Pirlo ve Beckham atakta daha etkili olabilirlerdi. Ki Beckham’a değinmek istemiyorum.
Sir Nani’ye daha fazla sabredemedi ve Valencia ile değiştirdi. Bunun anlamı tektir. Çok basit bir hamledir ve “Şah” çeker. Sol 2 dakikada dağıldı. Valencia’yı BJK maçında izledik. Deli İbrahim kendisiyle baş etmek için çok uğraşmıştı. Favalli’nin o ihtimali yoktu. Yaptı da ortasını Valencia. Nesta’yı aşan top zıplamayan Bonera’yı da aştı. Rooney zıplayınca vurdu tabi topa. Skor da 2-1 oldu.
Ok kısa süre sonrada sağ taraftan gelen Fletcher hareketlenen Rooney’e havadan pas attı. Rooney ise 2. golünü. Bonera Fletcher’a basmazken Nesta’da ofsaytı bozuyordu. Dida da şutu izleyerek pozisyona ahenk kattı.
3-1 den sonra Huntelaar yerine Filippo Inzaghi girdi. Yüz ifadesinden skora karşı tepkisi anlaşılıyordu. Bir süre ortasahadan uzun toplarla kendisine ulaşmaya çalıştık. Hızlı ve güçlü United defansı bu fikirleri tamamen yararsız hale getirdi.
Seedorf’un oyuna katkısı beklentilerimin üstündeydi. Ortasahada gerek topu tutarak, gerekse hızla ve diklemesine ileri çıkarak etkili oldu.
Milan son 7 dakika yenilmekte olduğunu fark edince her şey değişti. Önce harika paslarla rakip sahaya girmeye başladı sonra Seedorf ile golünü attı. 3-2 den sonra daha bir umutlu ve cesur davranarak savaştı. 85 ten 90 a öylesine 3 pozisyon vardı ki “Gol olmasına ne engel oldu” diye oturup düşünülür. Van der Sar’ın kurtardıkları dışında, Milan’ın gol vuruşlarındaki basiretsizliği de etkili oldu. Aslında basiretsizlikten ziyade şanssızlık olmalı bu olayın tasviri.
Kimse matem havası yaratmasın. Takım güzel top oynadı.
Bizi zora sokan bir skor aldık kendi evimizde. Peki kim diyebilir ki “Milan elenmiştir” diye?
Notlar:
*Hava topuna çıkmaktan bu kadar çekinen bir stoper/bek olabilir mi? Bonera da gördüm bu ışığı.
*Leonardo Favalli hamlesine Valencia ile karşılık verilebileceğini düşünmemiş olabilir mi?
*25. dakika istatistiklerinde pas isbaet oranımız %65 cıvarında ve çok düşük.
*Huntelaar değil Borriello olsaydı mikro hareket bölgemizde çok daha etkili olmuş, rakip defansı daha çok yırtarak hataya sebebiye vermiş olurduk.
*Bek konusunda aklımda hep kalan soru Flamini’dir. Bek olarak harika bir performansı var. Sol da da oynayabiliyor. Kadroda da Joker sıfatıyla duruyor. Ancak niye oynamıyor?
*Seedorf gole giderken defansı öyle bir yırttı ki. Harika.
 |